ANTALYA KÜLTÜR SANAT

Eğitimci Aras: "Eylülün adı Azerbaycan: Bakü’den ganire paşayeva’ya"

Eğitimci Hayat Aras, kaleme aldığı yazıda Azerbaycan’ın yakın tarihindeki önemli dönüm noktalarını, Karabağ’ın hafızasını ve Ganire Paşayeva’nın hayatını müzik, tarih ve şiir üzerinden ele aldı.

29 Eylül 2026 227 okunma 5 dk okuma
Eğitimci Aras: "Eylülün adı Azerbaycan: Bakü’den ganire paşayeva’ya"

ANKARA - BHA 

Eğitimci Hayat Aras, "Eylülün adı Azerbaycan: Bakü’den ganire paşayeva’ya" başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:

"EYLÜLÜN ADI AZERBAYCAN: BAKÜ’DEN GANİRE PAŞAYEVA’YA
  
“Dünya bir orkestra olsaydı, şefi Azerbaycan olurdu” sözü boşuna söylenmiş olmasa gerek. Çünkü Azerbaycan’da tarihin sesi musikîye de karıştı. Ayrılıklar, savaşlar, kavuşmalar, yurt özlemi; söylenen türkülere ve muğamlara zaman içinde yeni anlamlar kattı. Bir ezginin hikâyesi bestelendiği gün sona ermedi; onu söyleyenlerin yaşadıklarıyla devam etti.

Bu hikâyenin yakın tarihteki yollarından biri 1918 Eylülünde Bakü’den geçti. 15 Eylül 1918’de Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu ile Azerbaycan kuvvetleri Bakü’ye girdi. İki gün sonra, 17 Eylül’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti hükûmeti Gence’den Bakü’ye taşındı. Anadolu’dan gelerek Kafkas İslam Ordusu saflarında savaşan askerlerin bir bölümü bu topraklarda kaldı. Bugün Bakü’deki Türk Şehitliği, onların adlarını ve hatıralarını yaşatıyor. 1918’e ilişkin zamanla sevilen bir anlatı da doğdu. Gence’ye ulaşan Osmanlı askerlerinin başlarındaki kırmızı feslerin uzaktan lalelere benzetildiği anlatıldı. Zamanla “Lalələr” şarkısı da bununla ilişkilendirildi. Bakü’nün ardından Kafkas İslam Ordusu’nun askerî harekâtı Karabağ’a yöneldi. Birlikler Ağdam üzerinden ilerleyerek Şuşa’ya ulaştı. Şehrin Azerbaycan kültüründeki yeri askerî tarihle sınırlı değildi. Şairleri, bestecileri ve musiki meclisleriyle Şuşa, Azerbaycan musikisinin başlıca merkezlerinden biri hâline gelmişti. “Qarabağ şikəstəsi” de bu musiki geleneğinin en tanınmış eserlerinden biridir. 1992’de şehir Azerbaycan’ın fiilî denetiminden çıktı. O tarihten sonra çok önceden söylenmeye başlanmış başka bir eser farklı duygularla dinlendi: “Şuşanın dağları.” Xan Şuşinski’nin sözlerini yazdığı ve musikisini bestelediği eser, Şuşa’nın dağlarını ve tabiatını sevilen kadının güzelliğiyle buluşturuyordu. 1992’den sonra türküde anlatılan dağlar, uzaktan bakılan, özlem duyulan, dönülmek istenen bir yurdun dağlarıydı.

Aradan yirmi sekiz yıl geçti. 27 Eylül 2020’de bölgede savaş yeniden başladı. Azerbaycan’ın resmî belgelerinde “Vətən müharibəsi” — Vatan Muharebesi adıyla anılan savaş sırasında, 8 Kasım’da Şuşa Azerbaycan kuvvetlerinin denetimine geçti. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in kararıyla 27 Eylül, savaşta hayatını kaybedenlerin anısına Anım Günü olarak belirlendi. Türkü değişmemişti. Dönmenin mümkün olup olmadığı değişmişti. Üç yıl sonra, 19 Eylül 2023’te bölgede Azerbaycan’ın “antiterör operasyonu” olarak adlandırdığı askerî harekât başladı. Yaklaşık 23 saat süren operasyon, 20 Eylül’de askerî faaliyetlerin durdurulması konusunda anlaşmaya varılmasının ardından sona erdi. Azerbaycan yönetimi bu tarihi, devlet egemenliğinin ülkenin bütün topraklarında yeniden tesis edildiği gün olarak kabul etti. Bir yıl sonra 20 Eylül, “Dövlət Suverenliyi Günü” — Devlet Egemenliği Günü ilan edildi.

Aynı günlerde Ganire Paşayeva ömrünün son günlerini yaşıyordu. Hekim, gazeteci, milletvekili ve yazar olan Paşayeva, Azerbaycan Millî Meclisi Kültür Komisyonu Başkanlığı yaptı. Uzun yıllar medya alanında çalıştı; yirmiden fazla ilmî, publisistik ve edebî eserin, yüzlerce makalenin yazarıydı. Çalışmalarında Türk dünyası geniş bir yer tutuyordu. Irak Türkmenlerinin meselelerini dile getirdi. Farklı coğrafyaları dolaşarak kitap, belgesel ve kültür çalışmalarına imza attı. Bir TV programındaki konuşmasında Azerbaycan’dan Türkiye’ye, Orta Asya’dan Altaylara, Tuva’dan Sibirya’ya, Kırım’dan Ahıska’ya uzanan geniş bir coğrafyayı selamladı; Karabağ’ı, Bayırbucak’ı, Kerkük’ü ve Telafer’i andı. Birbirinden binlerce kilometre uzaktaki Türk topluluklarını aynı konuşmanın içine sığdırması onun bu coğrafyaya bakışını anlatıyordu. Uzaklıkları haritayla ölçmüyor; sözünü ettiği yerlere gitmeye, insanlarını tanımaya ve sorunlarını anlatmaya çalışıyordu.
Karabağ’ın ise onun hayatında ayrı bir yeri vardı. Hocalı’yı ve yaşananları yıllarca yazılarında, kitaplarında, konuşmalarında anlattı. Şuşa’ya da gitti. 9 Eylül 2022’de “Məclisi-üns” edebî meclisinin yeniden faaliyete geçtiğini duyuran ilk toplantıda Ganire Paşayeva da vardı. Toplantıya Azerbaycan ile diğer Türk dilli ülkelerden bilim ve edebiyat insanları katıldı. Bir yıl sonra yine Eylüldü. Devlet egemenliğinin ülkenin bütün topraklarında yeniden tesis edildiğinin açıklandığı günlerin hemen ardından, 23 Eylül’ün ilk saatlerinde Ganire Paşayeva hastaneye kaldırıldı. Artık onun için zaman acımasızca akıyordu. Yıllarca bu toprakları anlatmış, kaybedildiği yılları yaşamış, dönüşü görmüş, yeniden oraya gitmiş bir kadın… Ömrünün son Eylülünde gelen egemenlik haberi. 28 Eylül 2023’te Ganire Paşayeva kırk sekiz yaşında hayatını kaybetti. Ertesi gün Bakü’de II. Fahri Hıyaban’a defnedildi.

Onun hayatına bakarken Türk tarihinin çok eski bir adı hatıra geliyor: Köl Tigin. Aralarında on üç asır vardı. Köl Tigin VIII. yüzyılın savaş meydanlarında yaşayan bir komutandı; Ganire Paşayeva XXI. yüzyılın hekimi, gazetecisi, milletvekili ve yazarıydı. Çağları, görevleri, mücadele yolları başkaydı. Onları yan yana düşündüren tarihî konumlarının benzerliği değil, kısa ömürlerine sığdırdıkları mücadele ile geride bıraktıkları izdi. Köl Tigin 27 Şubat 731’de kırk yedi yaşında uçmağa vardı Ganire Paşayeva kırk sekiz yaşında. Biri adını bengü taşta bıraktı; diğeri kitaplarda, konuşmalarda, görüntülerde ve kendi sesinde. Geride bıraktıkları iz, yaşlarından uzun oldu.

Ganire Paşayeva’nın ardında kalanlardan biri de “Mən ana olmadım” dizesiyle yürekleri yakan “Ana” şiiriydi. Şiirde otuz yedinci yaşına gelişini anlatırken Tomris’i, Nüşabe’yi, Janna’yı, Leyli’yi anıyor: “Amma nə Tomris ola bildim,
Nə Nüşabə, nə Janna…” Ardından:
“Leyli də ola bilmədim, ana.”

Şiirde savaşta kaybettiği dostlarından, yurt hasreti çeken insanlardan, gençliğinin acılarından söz ediyor. Sonra bütün o kalabalık çekiliyor. Geriye annesine seslenen bir kız kalıyor. Otuz yedinci yaşının ilk sabahında annesinden kendisini çocukluğuna götürmesini, sonu mutlulukla biten masallar anlatmasını istiyor. Dışarıda ülkeler, şehirler, kürsüler, yollar… İçeride annesine dönen bir çocuk. Bu dizeleri bugün okurken, yapamadıklarından yakınan bir kadından çok, yapmak istediklerinin genişliği karşısında insan ömrünün sınırlarını sezen bir kadın duyuluyor. O şiiri yazdığı otuz yedinci yaşından sonra on bir yıl geçti. O yıllara bilgece yaşanmış bir hayat sığdırdı.
Masalın sonunu Eylül getirdi; sözü ise bir türkü alıp anneye götürdü:

“Məhəbbətin qüdrətini mən belə bilməmişdim, anam…”
Anlat ana…
Bu kez kızının masalını…
Bir Mart günü başladı,
bir Eylül günü bitti.
Son Eylülü, Karabağ’ın Eylülü oldu…"

Kaynak: BHA

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.

ANTALYA KÜLTÜR SANAT kategorisindeki diğer haberler

Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.

Marka Flower Çiçekçi